| ufuk | Çekülün gösterdiği dikey çizgi ile gözlemci üzerinden geçen düzlem, göz erimi | tr | tr | |||
| ufuk | Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer, çevren, göz erimi:"Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk."- F. R. Atay | tr | tr | |||
| ufuk | Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü, ihata:"Bu dar zihinlerde, ufku genişlememiş dimağlarda, zaruri olarak faziletler de dardı."- Ö. Seyfettin. Çevre, dolay | tr | tr | |||
| UFUK | to say “ ouf !” repeatedly | en | tr | |||